Bayram Sabahı Erken Kalkıp Parti Kurmak

‘‘Dönemimizin uykusu rahatlık veren güzel bir uyku değil; kaygı dolu bir uyku, uyuduğundan yorgun uyandığın, sadece bu sinir bozucu gerçeklikten biraz olsun kaçabilmek için uykuya geri dönme isteği uyandıran bir uyku. Narkoz daha derin bir narkozu çağırıyor.”

1999-2001 yılları arasındaki kısa yayın sürelerinde Tiqqun üyesi anarşist yazarlar bugün topluma epeyce yayılmış olan “bed rotting” (yatakta çürümek; uyku uyunmadığı ya da aktif olarak herhangi bir dinlenme gerçekleştirilmediği halde, yatakta, genelde çeşitli medyalar tüketilerek, günden, hayattan, gündemden ve sorumluluklardan kaçma hali) ve “doom scrolling” (felaketi kaydırmak, kaygı ve sıkıntıdan kaçmak için sosyal medyaya yönelen kullanıcının uzun süreler boyunca telefonunda onu bu hissiyattan kurtarmak bir yana, gerisingeri ve daha derin bir şekilde bu hissiyata iten medya kesitleri tüketmesi) fenomenlerini öngörmüş gibi gözüküyorlar.

Türkiye halkının kaygı, hissizleşmişlik ve kaçış arayışı içinde sosyal medya tüketmediği zamanları hatırlıyorum. 2015 yılında İzmir-Ankara yolu üzerindeki otobüs dinlenme tesislerinden birinde “Çapulcunun Gezi Rehberi: Gezi Parkı Direnişi’nden Aforizmalar” diye bir kitap ilişiyor gözüme. 2013 yayın tarihi ve içinde sadece Gezi’nin ilk sene popüler olmuş an ve sloganların fotoğraflarının olması hızlıca yapılmış bir iş olduğunu gösteriyor; kitaptan yayılan ‘Gezi bitmeden hemen basalım bunu’ fikri bilmiyorum kurnaz bir sermayedar aklın mı yoksa toplumun ateşini harlamak isteyen bir entelektüelin mi ürünü. Rehber olduğu iddia edilen bu eser, içinde herhangi bir bilgi ya da argüman barındırmadığı için Gezi’yi alelade bir geziye indirgeyen bir röntgencilik örneği olmaktan pek ileri gidemiyor; ama sosyal medya platformlarının bir arşiv olarak ne kadar başarısız ve güvenilmez oldukları düşünülürse, önemli bir tarihsel ana ışık tutan değerli bir ikincil kaynak olarak da görülebilir. Arşivlediği şey, ‘orantısız mizah’ gibi şimdi bakılınca belki de polis şiddetini şirinleştirdiği için eleştirebileceğimiz sloganların ötesinde toplumsal ve medyasal bir umut anı.

Şans eseri ya da talihsizlikleri yüzünden bu reçetelendirilmiş uykudan uyananlar kendilerini kayıp çocuklar olarak uyanmış bulurlar. Kelimeler nerde, ev neresi, atalarım nerede, aşklarım nerede ve arkadaşlarım kimler? Hiçbiri yok, evladım. Her şey inşa edilmeyi bekliyor.”, diye uyarıyor Tiqqun yazarları. Toplumsal umudu ne zaman ve nasıl inşa ediyoruz? Bahsi geçen rehberin arşivlediği (halka yayılmış ancak medyaya takılı kalan) umuda benzer bir umudu, belki çok daha küçük, organizasyondan çok daha yoksun halde seçim dönemlerinde görmedik mi? Özellikle en son cumhurbaşkanlık seçimleri sırasında Kemal Kılıçdaroğlu arkasında toplanan güruh ve onların “her şey(in) güzel olacak”ına dair umudu… Metapolitik olarak biz de bu sosyal demokratik, epey burjuva tavırdan nasibimizi almış olmalıyız ki diğer çoğu umut anında uyanan muhalif kayıp çocuk gibi sonrasında derin bir uykuya yatmışız. Her şey inşa edilmeyi bekliyor. diye uyarıyor Tiqqun. En son seçim sürecinden beri Türkiye’de muhalefet ne inşa etti? Bu konuda da bize bilgi vermeyen, ancak ikincil bir kaynak olarak pek işimize yarayabilecek bir grup dokümanımız var o da İktidar-Devletin (iki kelimeyi birbirinden ayrı sunmanın Türkiye siyasetinden bahsederken epey bir süredir pek bir manası yok) kendi çıkar, istek ve yönetim şemalarına uymadığı, ya da çoğunlukla gittikçe sadece canını sıktığı için tutukladığı/tutuklattığı insanların listeleri, tutanaklar, savunmalar, iddianameler… Muhalefetin büyük bir inşaat süreci içinde olmadığının kabulü ülkenin olası en ufak iyiliğin (bakın ben de farkındayım, güncel siyaset üzerine yazan bir yazar böyle normatif ve romantik kelimeler etmemeli; ‘ne iyiliği kardeşim, neden bahsediyorsunuz, açık açık konuş’ diyeceksiniz, cinayete uğrayan küçük kız çocuklarının faillerinin bulunmasını engellemek için, köyünün etrafındaki asırlık zeytinlikleri korumak için didinen yerel halkın suyunu kesmek için, belediyenin açtığı ucuz lokantanın işletimini durdurmak için verilen tüm organize iktidar/devlet çabasından bahsederken normatif olmayan kelime buyurun siz bulun) ancak büyük çabalar sonrası edinilebilen bir yer haline gelmiş olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda. ‘Her şey inşa edilmek zorunda’ ve İktidar/Devlet kendisini, sadece kendisine tehdit gördüğü en ufak çabayı sindirerek yeniden inşa etmiyor. Sayıları azımsanamayacak, sırtlarını bu kuruma kaplumbağanın kabuğuna yapışık omurgasına yaslandığı gibi yaslamış olan bir kitle, İktidar/devletin görmek için gündelik hayatın çok dışında olduğu her alanda istihbaratçılık ve muhbirlik oyunları oynuyor. Tüm bunlarla doldurulmuş ağır bir yorganın altında uyuyordu muhalefet, son seçimden beri, İmamoğlu ve 74 diğer kişinin tutuklanması istemiyle açılan davaya kadar. Gezi’den bu yana verilmiş olan önemli kavgalar, gerek Akbelen direnişi olsun, gerek Hatay depremi protestoları olsun, aynı sesi, aynı tepkiyi getirmedi ne yazık ki. Bu protestoların parçası olmuş olan insanları eleştirmek değil benim niyetim, umudun halkın geneline yayıldığı anların öncelikle çevresinde toplaşılan çeşitli siyasi kimselerle bu kadar iç içe geçmiş olmasından yakınma niyetindeyim yalnızca.

Her şey inşa edilmeyi bekliyor.” ve İmamoğlu’nun İstanbul’da inşa etmeye çalıştığı ancak çeşitli yöntemlerle engellenen, daha sosyal demokratik, daha toplumsal belediye kurumları ve belediyecilik anlayışı falan değil hedefim. Bizim toplumsal isyanı; farklı bir toplumda, daha özgür, uyanık geçirdiği zamandan daha mutlu olan bir toplumda yaşama isteğimizin açıkça dışavurumunu bireylerin çevresinde organize etme huyumuzu bırakmamız gerekiyor. Bir kimse olan İmamoğlu’nu “Ekmek için Ekmeleddin” ve “Demokrat Dede”lerin doldurduğu ‘Eski Muhalif’in Direniş Rehberi’ isimli hayali bir ikincil kaynağın içinde bırakın. “İmamoğlu ve 74 kişinin tutuklanması” değil, “içinde İstanbul Belediye başkanının da olduğu 75 kişinin haksızca, hukuksuzca, sadece İktidar/Devlet çıkarları gözetilerek ve toplumun kalanına gözdağı vererek gözaltında alınması” olsun fitilimizin adı. “ Her şey inşa edilmeyi bekliyor. İçinde yaşayacağın dili inşa etmelisin. İçinde artık yalnız olmayacağın evi inşa etmelisin. Seni daha özgür kılacak atalarını bulmalısın ve sayesinde yeniden sevme becerisi edineceğin duygusal eğitimi icat etmelisin. Tüm bunları genel bir kinle karşı karşıya kalırken yapmak zorunda kalacaksın çünkü uykusundan uyanmış olanlar hala uyuyanların kabuslarıdır.”Mesele üç-beş ağaç değil, anladın mı?” dendiği zaman inşa edilmeye başlanan dili inşa etmeye devam etmeye çağırıyorum sizleri. Tüm ODTÜ’yü direniş alanı yapan öğrenciler, onları desteklemekten geri kalmayan akademisyenler, boykot çağrılarına karşılık verip destek olan diğer üniversite öğrencileri, işte sizin sürekli inşa edip durduğunuz içinde yalnız olmadığımız bu ev değil mi? Her 8 martta ülkenin gördüğü en büyük kalabalıkları örgütleyerek pekala, ama yılın geri kalan her günüde de birbirini destekleyerek, kollayarak, merak ederek, artık yalnız olmadıkları bir kız kardeşliği inşa etmiyor da ne yapıyor kadınlar? Atalarımızı sanki hala bize herhangi bir emir verebileceklermiş gibi askerleri olduğumuzu sürekli iddia etmekten geri kalmadığımız generaller arasından değil de “garın yanağından gayrı paylaşmak için her şeyi” canlarını bundan yüzlerce yıl önce feda etmiş, bir avuç Karaburun köylüsü arasından seçmek bizi özgürleştiremez mi? Konuşması sonrasında kalabalığa “Haydi evinize” diyen Özgür Özel’in kalbini ona “Biz seni dinlemeye gelmedik ki!” diyerek kıran isimsiz Saraçhane protestocusu parti liderlerinin yine sevilebileceği ama artık tapılmayacağı yeni bir duygusal eğitimi inşa etmiyor mu?

Siyasi parti liderlerini sokağa indiren de, mitingleri örgütleyen de, sokaklarda iktidar/devletin şiddetine maruz kalan da, bunları maruz kalanları savunan, kurtaran, kurtaramayıp yasını tutan, slogan yapıp hatırlatan, kolayı tuvalete dökerek İsrail’i yenen yandaş grupları D&R’dan kitap, espressolab’dan kahve alarak sizi yenme trajikomedisine mahkum eden de sizlersiniz sevgili muhalif kayıp çocuk dostlarım. Gazınızı almak gibi bir niyetim yok, çünkü bundan sonrasında olacak her ne ise onun da sorumluluğu sizin boynunuza biniyor. Siyasi partilerin bu gücünüzü üzerine almalarına izin vermeyin, en azından pragmatik sebeplerle yapın bunu, birikip duran ve işte şimdi taşan bu isyanı ve umudu örgütlemek konusunda ne kadar beceriksiz olduklarını bildiğiniz için. Narkozu ve uykuyu reddedip “Yeter!” diyen bir halkın, ülkenin en büyük anestezi laboratuvarı haline gelmiş Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde genelgelere el kaldır el indir yaparak herhangi bir milletin vekilliğini yaptığı konusunda büyük psikozlar yaşayan siyasi partilerden başka bir partiye ihtiyacı var.  Bırakın bu seçilmiş uykucular uyanıp sizin aranıza katılsın uyanışlarının verdiği şevkle.

“Şöyle eski bir tabir var, Bolşevik ve biraz sorunlu: Parti’yi inşa etmek. Ben günümüzün savaşının bu Parti’yi inşa etmek üzerine olduğunu düşünüyorum, ya da bu terk edilmiş kurguya yeni bir içerik üretmenin. Konuşuyoruz, yalıyoruz birbirimizi, bir film çekiyoruz, bir parti veriyoruz, isyan ediyoruz, bir arkadaşımıza buluşuyoruz, bir yemeği paylaşıyoruz, bir yatağı; seviyoruz ya da diğer adıyla Parti’yi inşa ediyoruz. Parti, zamanımızın savaşını anlatan merkezi kurgumuz.” diyerek özgürleştirici bir duygusal eğitime davet ediyor bizi Tiqqun’un İtalyan ve Fransız anarşist yazarları, 11 Eylül saldırılarından hemen sonra. Durumumuzun bu tavsiyeyi olduğu gibi kabul etmek için epey elverişsiz olduğunun farkındayım, ki derdim sizi buna ikna etmek de değil. “Her şey inşa edilmeli” ve ben bizim, Türkiye’nin kayıp çocuklarının, kendi merkezi kurguları olarak inşa ettikleri Parti’yi istiyorum. 2025 Ramazan Bayram’ı sabahı, reçetelendirilmiş gibi derin uykumdan uyanıyorum, ülkedeki en yakın protestoya binler kilometre uzakta, güven içinde, davayı satmışlığın vicdanı hem yeren hem yücelten o masturbatif hüznü yerine yeni bir kurgu oluşturma çabasının huzursuz umuduyla. 301 kişi, 301 hiç tanımadığımız dostumuz, 301 sokakta yanından usulca geçerken dikkat etmeyeceğimiz kimse, gözaltında kutlamalılar şimdi bayramı; toplumsal ritüellerin dışına itilmekle, ve bu sırada tacizlerlerle, işkencelerle, onurlarının kırılmaya çalışılmasıyla ve bedenlerinin yaralanmasıyla cezalandırılıyorlar. Önce onların sonra sizin bayramınızı kutluyorum. Bilmiyorum bayramlaşmak yeni kuracağımız merkezi kurguda önemli bir ritüel olacak mı? Sizinle hak arayan protestocuların değil onlara büyük bir zevk, intikamcılık ve nefretle zulmeden polislerin toplumsal ölüme itildiği bayram sabahlarında inşa etmeye başlamak isterdim partiyi. Vicdanınızı sokakta bulmadınız, teslim etmeyin onu İktidar/Devlet’e, umudu ise yalnızca sokakta bulduysanız onu da gidip CHP’ye zimmetlemeyin.

“Her şey inşa edilmeyi bekliyor…ve ben Parti’yi seninle birlikte inşa etmek istiyorum, gerçekten, yani şey, müsaitsen.”

Referans:

  1. Tiqqun, 2001, And the war has only just begun (Ve savaş henüz yeni başlıyor)

Resim:

  1. Doğuş Adalı, 2025, I wont

Paylaş:
Default image
Efe Cengiz
ODTÜ - Sosyoloji / Goethe Uni. Frankfurt - MA. Bilim ve Teknoloji Çalışmaları / Groningen Uni. Campus Fryslân Bilgi Altyapıları Departmanı - Doktora öğrencisi