Türkiye Siyasetinde Sinmiş Faydacılık

Türkiye’de siyasal faaliyete dair düşünürken, dünden bugüne yerleşik halde bulunan ve son dönemde de etkisini gösteren bir stratejiden bahsetmek mümkündür. Keşfedilmeyi bekleyen bir evrensel doğruya yönelimi doğuran, doğrunun kimde olduğuna dair rekabeti beraberinde getiren, yeniyi üretme konusunda yetersiz kalan bir stratejidir bu. Zaman ve ilerleme saplantılarıyla şekillenmiştir; soru sormaktan ziyade, miras edinilmiş sorunlara en pratik çözümleri barındırma iddiasını taşır. Ulus Baker, Batı’dan devşirilmiş ve Osmanlı-Türk geleneğinde etkisini göstermiş, özellikle de Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde ele alınmış düşüncelerle ilgili olarak Gabriel Tarde’ın Durkheimcılık karşısında aldığı yenilgiye değinmiştir.[1] Bunu, Durkheim’ın karmaşık bireyselliği dışlayan terminolojisinin, Ziya Gökalp ve Nurettin Topçu gibi düşünürlerce millet kurmak adına kullanışlı bulunmasına bağlar. Ulus Baker’e göre “millet kurma” sürecinde Batı’dan devşirilen kurumlar, Batı’daki düşünsel arka planları ile gelmedikleri için rahatlıkla iktidar aygıtlarına dönüşebilmektedir. Görüşünü hukuk örneğiyle destekler:

“Türkiye’de hâlâ içinde yaşadığımız durumda siyasetin gerçekten bir hukuk bunalımına denk düştüğünü söylemem gerekiyor sanıyorum. Bunun nedenleri hukukun aslında kanunların arka planına yerleştirilen bir düşünme tarzı haline gelmedikçe – Kantçı anlamıyla söylemeye çalışıyorum bunu – yani hukukun bir ideal durum olarak arka planda bulunmadığı, buna karşılık kanunların ön planda bulunduğu durumda kanunların birer iktidar teknolojisine dönüştüklerini ya da müdahil bir politik aygıtın parçası olmaya başladığını söylemek istiyorum.”

Bu millet kurma misyonu siyasal habitusu büyük ölçüde etkilemiştir. Zira, siyasal olgunlaşma adına Batı ile kıyaslama yapma her zaman hakim olmuştur. Bu, bazen rekabetçilikle bazen dayanışmacı bir ilişkilenmeyle görünür haldedir. Olağandışı ya da problemli olan Batı’daki siyasal düşüncelerin ve pratiklerin etkilerini bu coğrafyada görmek değildir.  Ancak, özgün tarihsel deneyimler eşliğinde inşa edilmiş düşünce ve pratiklerin, bir inşa çabası olmaksızın devşirilmesi büyük bir çarpıntı halini beraberinde getirmiştir. Millet kurma misyonunun ağırlığıyla birlikte, sorumlu ve cüretkâr bir devlet miti oluşturulmuş, siyasetin devlet faaliyetlerine indirgenebildiği bir sembolizm yaratılmıştır. Böylelikle muhalefet siyasal dil ve yapılar üzerinden kolaylıkla lanetlenmiş ve imkânsız kılınmıştır. Bugün de, oldukça benzer şekilde, kurtulmak zorunda olduğumuz krizler karşısında acil, tekil, zorunlu yollar tayin etme eğiliminin belirginleştiğini görebiliyoruz. Bu zeminde muhalefet özümlenebiliyor; millet kurma ya da kurtuluş mitleri ile kolaylıkla iktidarın taklidine dönüşüyor; ayrıca iktidarın özsel olarak üstün kılınmış konumunu destekleyici bir alt aygıt olarak tanımlanabiliyor.

Şimdi biraz daha somut deneyimler üzerinden ilerleyebiliriz. Örneğin, ayrımcılıklara ve son dönemde yoğunlaşan siyasal baskılara değinmeyen partilerin, Kürt halkının oylarını elde etmek için gerçekleştirdiği faaliyetler, bu sinmiş stratejinin yarattığı çarpıntı halini açığa çıkarmıştır.  Kurtuluş miti eksiksiz ve kendiliğinden doğru olan bir kurtuluş öznesi ya da öncü aktör fikrini doğurmaktadır. Ayrıca, mevcut krizlerin aşılması ve toplumsal dönüşümün sağlanabilmesi için seçim zaferinin tekil yol olduğu varsayımıyla hareket edilmektedir. Bir ilişkilenme ve siyasal proje üretme çabası olmaksızın, mevcut durumda oylara talip olmak makul bulunmaktadır. Esasında, Platon’un iyilik formu gibi, mümkün olan tek doğruyu temsil ettiği düşünülen aktörlerin, seçim zaferiyle birlikte sorunları çözüme kavuşturabileceği inancı yanıltıcıdır. Kendi doğası ya da tarihsel konumu itibarıyla, toplumsal rahatsızlıkların temsilini üstlenebilecek bir öncü kurum arama alışkanlığından vazgeçilmelidir. Siyasal etkinin ve toplumsal dönüşümün gerçekleşebilmesi ancak bir anlamlandırma süreciyle birlikte ele alınabilir. Dahası, toplumsal rahatsızlıkların politik etkiye dönüşmesi isteği hakim paradigmanın yırtılmasıyla gerçekleşebilecektir. Çoğulluğu ve eşitliği getirecek dönüşümün, mevcut siyasal dil yordamıyla, kahramanlık edimlerinin huzurunda sağlanması imkanlı değildir. Tepkisellikle sınırlı kalabilecek seçim ittifaklarının yerine, toplumsal dönüşümü hedefleyen siyasal gündemi üretmenin gerekliliği ortaya çıkmıştır. Siyasal faaliyet, kitle ile alışverişte bulunmakla ve skor elde etmekle tanımlanmamalıdır.

Bu minvalde, muhalefet edilmek istenen AKP’nin örgütsel ilişkilerini ve faaliyetlerini değerlendirmek de önem kazanıyor. Sevinç Doğan, ‘’Mahalledeki AKP’’ isimli kitabında, parti örgütüne ilişkin olarak aygıt nosyonu yerine alan nosyonunu tercih eder ve Bourdieau’ya atıf yapar.[2]  Temelinde, çelişkilerden arınmış bir parti örgütünün var olduğu düşüncesini eleştirir. Sevinç Doğan’ın çalışmasının, AKP’nin yerel süreçler üzerinden anlaşılması ve siyaset ile mekânsallık ilişkisinin kurulması açısından oldukça önemli bir katkı sunduğunu düşünüyorum. Uzunca bir sürenin ardından, siyasal düşünceden dışlanmakta olan mekansallığın tartışmaya dahil edilmesi muhalefet açısından kritik bir sıçramadır. AKP’nin siyasal gündeme girişi ve hızla yükselişi, 80’li yılların sonlarından itibaren ivme kazanmış muhafazakâr hareketin mahalli faaliyetleriyle yakından ilişkiliydi. AKP, çıkış yaptığı dönemde, kendi topluluğuyla ilişkisini kuruyorken gündelik hayatı üretmedeki en etkin aktör halini alabilmişti. Yanlışlarına ve zamanla görünür hale gelen kitle ile arasındaki açıklığa rağmen, en etkin alternatif olması yönüyle hegemonyasını sürdürdü. Burada gündelik olanın politik izdüşümüne ilişkin bir nüans bulunuyor. Sadece bunun kabulü ve buna yönelik bir üretim çabası eşliğinde, farklı ilke ve pratiklerin doğruluğundan konuşmak makul olabilir. Gereksinim duyulan eylem sadece yanılgıları ya da açıklığı tayin etmek değildir; taklide dönüşmeden bir alternatif olarak var olabilmek de önemlidir.

AKP’de kendinde yanlışlık aramak gibi, ona kendiliğinden gelen bir üstünlük bahşetmek de doğru değildir. AKP’nin hegemonik mevcudiyeti, belli bir dönemde üretilmiş olan ve yeniden üretilmek zorunda olan ilişkilere dayanıyor. Bir siyasal hegemonyadan söz edilecekse eğer, bu, tarihsel saiklerle ayrılmaz bir bütün oluşturacak şekilde anlaşılmamalıdır. AKP yıllar içerisinde İslami göndermelerle birlikte modernliğe, akılcılığa ve pragmatizme atfen bir sembolizm oluşturdu.  Yarattığı ilişkilenme biçimleriyle, kimi kesimler için gündelik hayatın doğrudanlığını ifade edebildi. Nitekim, sadık kitlesinin yaklaşımı gözetildiğinde, büyük zaferlerin de yanlışların da birlikte sahiplenildiği görülebiliyor. Ekonomik sorunlar şiddetlense dahi kolay kolay zedelenmeyen bir kutsal birliktelik duygusu ağır basıyor. Bu ilişkilenme, basitçe ‘’aldanma’’ mefhumuyla açıklanmak için elverişli değildir. Burada mesele, AKP karşısında doğruyu temsil etmekten ziyade, siyasal düşüncelerin bir mekansallıkta var olabilmesidir. Muhalefet bu şekilde bir alternatif haline gelebilir. O halde, Cumhuriyet’in kuruluş sürecindeki millet kurma misyonu gibi, şimdi de bir kurtuluş misyonu ile yola çıkmak sonuç vermeyebilir. Siyasal düşünceyi gerçek kılmaktan ziyade, pragmatist bir izlekle, düşüncenin hâlihazırda var olan doğruluğuna güvenmek hayal kırıklığı yaratabilir.

Muhalif bir hareketin ihtimalini konuşabilmek için, öncelikle yukarıdaki referanslar eşliğinde siyasetin mahiyeti düşünülmelidir. Siyasette öncülük rolünü hangi sınıf, parti ya da kurumun üstlenebileceğine dair süregelen tartışmalar, eksiksiz ve kurtarıcı bir öznenin sabitlenmesi girişimleridir. Olumsal nitelikte bir siyasal öznellik için, öncelikle farklı kimlikler arasında bir hiyerarşi sıralaması yapmaktan vazgeçmek önemlidir. Aksine, çeşitli ihtimaller üzerine düşünülmelidir. Siyasetin rolü, farklı kimlikler ile diyalog kurma ve antagonizmanın siyasal bir olgu olarak inşa edilmesiyle ilgilidir. Toplumsal hayata içkin olan antagonizma, sabit ya da kesinlik içeren bir formül ile gerçekleştirilmeye olanaklı değildir. Dolayısıyla; sorgulamayı, bir inşa mücadelesini ve bilginin üretilmesini birlikte içeren bir siyasal pratik kurgulanmalıdır.

Kaynakça

[1] Baker, U. (2003). Cumhuriyet’in Siyasal İdeolojileri. Retrieved from http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=21,170,0,0,1,0

[2] Doğan, S. (2017). Mahalledeki AKP. İstanbul: İletişim Yayınları.

Default image
Kerem Alpkaan Adakan
ODTÜ - Sosyoloji / İTÜ - Siyaset Çalışmaları MA