Türkiye’de Sivil Siyaset Perspektifinden Yurttaşlık Olgusuna Bakmak

Dünden bugüne kavramsal olarak pek çok kez sosyal, ekonomik ve siyasal dönüşüme uğramış olan yurttaşlık olgusu birey ile devlet arasındaki ilişki üzerine kurulur. Michael Walzer bu kavramı, “bir siyasal topluluğun her bir üyesi” olarak tanımlamıştır.[1] Bu tanımdan yola çıkarak söyleyebiliriz ki ‘yurttaş’ sahip olduğu temel hak ve yükümlülüklerden dolayı hem siyasal toplumun ve devletin bir üyesi olma özelliğini taşır hem de doğası gereği siyasal katılımın da temelini oluşturur.

Yurttaşlık olgusunun kavramsal çerçevesi Fransız Devrimi ile şekillenmiştir. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi ile yurttaş statüsü kazanan bireyler, bu kazanımla beraber artık geleneksel kimliklerden ziyade ortak bir yurttaş kimliğiyle toplumda  var olmaya, hareket etmeye başlamışlardır. Dolayısıyla yurttaşlık olgusunun kavramsal çerçevesini değerlendirebilmenin en iyi yolu Rousseau’ya göz atmak olacaktır. Nitekim ona göre ‘yurttaşlık’ felsefi bir boyut üzerinden inşa edilir ve Toplum Sözleşmesi’nde şöyle yer alır: “Kanunların yapılması ve uyulması bağlamında yer alan her özgür ve otonom birey birer yurttaştır.”[2]

Rousseau’ya göre başarılı bir cumhuriyetin yolu her bir yurttaşın hem kamusal alanda hem de özel alanında sahip olduğu özgür ve müreffeh hissin devlet tarafından korunabilmesinden geçer. Ve buna bağlı olarak, bu durum ancak yurttaşlık kimliğinin; aileden, rejyondan veya ekonomik durumdan bağımsız bir biçimde her bireyde birincil kimlik halinde bulunabilmesiyle mümkün olabilir. Yani yurttaşlık olgusu kültür, etnik yapı, mezhep, din ve aile gibi kimliksel farklılıkları depolitize ederek ortadan kaldırmalı ve bireylere sadece ulusun bir parçası olma niteliğini taşımasına araçsallık etmelidir.

Türkiye’de cumhuriyetin başlangıcından sonra imparatorluğun tebaa anlayışının yok edilip yerine kurumsal olarak yerleştirilmeye çalışılan yurttaşlık olgusu ise ne yazık ki kimliksel farklılıkları tam olarak depolitize edemeyerek ilerlemiştir. Tam da bu noktada Türkiye’nin kendini tamamlayamamış uluslaşma süreci ile yurttaşlık olgusu arasındaki korelasyondan bahsetmemiz yanlış olmaz. Çünkü genel olarak baktığımızda yurttaşlık, ulus-devlet anlayışının oldukça önemli bir unsurudur. Tabii burada şunu da belirtmemiz gerekiyor ki yurttaşlığı sadece ‘devlet’ kavramı etrafında sınırlandırmak doğru olmaz, zira özellikle 21.yy. da yurttaşlık olgusu, uluslaşma sürecinde karşımıza salt devlet merkezli bir olgu olarak çıkmamakta ve aynı zamanda ‘sosyal yaşantının’, ‘katılımın’ bir parçası olarak da görülmektedir.  

Türkiye’de uluslaşma sürecinde dini ve mezhepsel kimliğin toplum yapısında aktif rol oynaması ‘yurttaşlık’ çerçevesinde her zaman önemli bir toplumsal engel olagelmiştir. Bu, kimlikten kendini soyutlayamamış bireylerin devlete bir tür aidiyet duygusuyla bağlanmasını sağlamıştır. Yani, Türkiye modernleşmesi toplumu devletin bireyle kurduğu ilişki açısından iki yönlü bir şekilde ilerletmekten mahrum bırakmış, onu teke indirgemiştir. Bu eksiklik de bir şekilde Türkiye’de günlük hayata, siyasetin pratiğine, diline ve onun geleneklerine yurttaşlık olgusunun yeterli biçimde yerleşememesiyle sonuçlanmıştır. Tüm bunlardan yola çıkarak söylemek gerekir ki Türkiye toplumunda yurttaşlık olgusunun salt bir kimlik kazanamamış olması, sivil siyasal alanda kuvvetli bir kolektif davranış bütünlüğünün oluşmasını engellemiş, bununla beraber uluslaşma sürecinden gelen belleğin var olan bütünlüğünü de zayıflatmıştır. Aktif siyasal katılımın ana öğesi olan yurttaş, Türkiye toplumunda bu siyasal realiteyi yeterince oturtamamış, sivil siyasal katılımın genişlemesine müsaade etmemiştir.

Türkiye toplumunda sivil siyasal katılımın dar bir alana sıkışmasının bir sebebi de bu kavramın Türkiye’deki geleneksel siyasetin anatomisine uymamasıdır. Çünkü ‘geleneksel siyaset’ kişisel çıkar ve menfaatleri içerisinde barındırırken sivil siyasal katılımın zeminini oluşturan ‘ortak iyi’ kavramı yerli siyaset alışkanlığımızda yeterince olgunlaşamamıştır. Hatta baktığımızda bu durum Türkiye’de seçime katılım oranlarının yükselmesinde tezahür etmektedir. Bireyin siyasal katılım anlayışı, sadece seçimlerde oy verme davranışından ibaret olan bir duruma gelmiş, katılım sadece sandığa indirgenmiştir. Bu durum da bize ülkede sivil siyasal alanın zayıf olduğunu ve toplumun siyasetten beklentilerini ve ona katılımını dar ve kısır olan bir yer olan sandıkta göstermeye itilmesiyle sonuca erdiğini göstermektedir.

Tabii bu noktada belirtmek lazım ki bireyin sandığa gitme davranışı siyasal katılım için önemli bir unsurdur, fakat yurttaşlığın hem kolektif hem de bireysel nitelikte bir olgu olduğunu göz önünde bulundurursak bu durum tek başına bir kıstas olarak görülmemelidir. Çünkü yurttaşlık olgusu ‘sivil siyasal alan’ ihtiyacını da içinde barındırır ve Rousseau’da da belirttiğimiz üzere ‘yurttaş’ olunmanın temel kaidesi olan “siyaset yapmaya katılım gösteren otonom birey” olmaktan geçmektedir. Türkiye toplumu ise bu denli zayıflamış ve dar bir alana sıkışmış sivil siyasal katılımından ötürü yurttaşlık bilincinin gereklerini çağdaş biçimde halen karşılayamamaktadır.

Kısaca özetlemek gerekirse Türkiye’nin kendini depolitize edememiş ‘yurttaşlık’ olgusu, ülkemizde bireyin yoğun biçimde siyasi aidiyet hissettiği salt devlet anlayışıyla kendini gösterir. Yurttaşlık bilincinin temelini oluşturan aktif siyasal katılım, kendini Türkiye toplumunda var edememiş, sivil siyasal katılım çok dar bir alana sıkıştırılmıştır. Sivil siyasetin zayıflığı aslında bir bakıma oy verme davranışının da kendi içinde önemini tüketmesine sebep olmuş ve siyasal katılım kültürünün zayıf kalmasıyla yurttaşlık fenomeninin de edinilmesini engellemiştir.

[1] Farr, J. (1989). Understanding Conceptual Change Politically. In T. Ball, J. Farr, & R. L. Hanson (Eds.), Political Innovation and Conceptual Change. Walzer, M. Chapter 10.(pp. 223). Cambridge University Press.

[2] Rousseau, J.-J., & In Frankel, C. (1947). The social contract. New York: Hafner Publishing Co.

Görsel: Manet – Execution of the Emperor Maximilian -1867

Default image
Kader Gürcüoğlu
Hatay MKÜ - Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi