Terörden Sonra Yaşam: Derrida-Habermas İlişkisini Levinas ve Adorno ile Okumak

Çağdaş kıta Avrupa’sı felsefesinin göze çarpan fikir ayrılıklarından birisi, Borradori’nin 11 Eylül Saldırıları sonrasında felsefenin gidişatını ve bugüne kadarki serüvenini soruşturduğu Terör Günlerinde Felsefe isimli eserinde, yazarın, Jürgen Habermas ve Jacques Derrida hakkındaki yazılarının yanı sıra, iki filozofla röportajlarını da yayınlayarak -bu iki filozofun paralel soruları cevaplayarak beraber görünmeyi kabul ettiği ilk çalışmaydı- nihayete erdirdiği süreç zarfında öne çıkmıştı. Habermas ve Derrida arasında ikisinin de yoğun ilgisi ve emeğinin olduğu “metin” ve “iletişim” kavramlarının ekseninde gerçekleşmiş, Frankfurt Okulu’nun negatif diyalektik yaklaşımı ile yapı-sökümcülük arasındaki duvarların aşılmaz olduğu izlenimini yaratmış bu tartışmanın dayandığı ayrılıklar, Derrida’nın ölümünden sonra Habermas’ın onun için kaleme aldığı metinlerde dahi yankı bulmuştu. Ancak bu iki filozofun 31 Mayıs 2003’te Frankfurter Allegemeine Zeitung ve Liberation gazetelerinde ortak imzayla yayınladığı metinlerde ve Borradori’ye verdiği röportajlarda imlediği uzlaşılar -prensip bir birlikteliğin ötesinde-, iki filozof arasındaki ayrılığı -ve elbette birlikteliği- yeniden okumamız için bize geniş imkanlar tanıdı. Bu yazıda Derrida ve Habermas’ın “terör ve savaşta felsefe” üzerine düşüncelerinin yeniden okumasını, iki filozofun düşüncesine yakından etki etmiş Theodor Adorno ve Emmanuel Levinas’ın “yaklaşımları” ve “yeniden anlamlandırdığı kavramları” Derrida ve Habermas’ın yeniden düşünerek, sürüklediği noktalar üzerinden okuyup bu dört filozof arasındaki ilişkiyi serimlemeye, devamında da açıkça uzlaştıkları noktalardaki ilişkileri üzerinden “Terörden Sonra Yaşamı” okumaya gayret edeceğiz.

Derrida da Heidegger gibi henüz gelmemiş olsa da “en fenasının” geleceğini söyler ve bekler. Bununla beraber Derrida “yaşamın varlığı ve sürdürülebilirliği” için bir gelecek anlatısını (future anterior) ihtiyaç olarak tanımlar. Bu, Derrida felsefesinin metafizik olmakla eleştirilse de temel politik yaklaşımlarından birisidir. Derrida’ya göre terörün, “en fenası” ve “gelecek anlatısı” arasındaki tehlikesi burada bambaşka bir fenomen olarak karşımıza çıkar. Derrida’nın Levinas okumasını gözden geçirdiğimizde, Derrida’nın da Levinas gibi “misafirperverlik”, “din”, “tolerans” ve “etik” gibi kavramları Husserlci bir görüngü-bilimsel incelemeye tabi tutmasa da bu kavramları Levinas’taki halinden farklı bir yerde okuduğu düşünülebilir. Levinas, kavramların kendi zemininde tartışılmasını önerdiğinden, Husserl gibi “metafizik” bir inceleme yapmakla suçlanmıştı. Bu noktada, gerçekten de Levinas’ın -tersiyle de geçerli olmak üzere- “metafiziği politik bir okumaya tabi tuttuğunu” görebiliriz. Levinas’ın bu teşebbüsünün Derrida için yapı-söküm yolculuğunda ilham kaynağı olduğu söylenebilir. Özellikle “yapı-sökümün keşfedildiği metin” olarak tanımlanan Metafizik ve Şiddet politika ve metafizik arasındaki ilişkinin yapı-söküme uğratılmasıyla karşımıza çıkar. Derrida, bu metinde Levinasçı etiği ve metafiziğin politik yerini metnin derinliklerinde arayarak Levinas’ın felsefesindeki krizleri yapı-sökümle nihayete erdirir. Derrida’nın felsefesinin Levinasçı ve metafizik/politik kökenlerini inceledikten sonra terörün onun felsefesindeki karşılığına dönersek, Derrida, terörü gelecek anlatısını da engelleyen, bir oto-immün, bir intihar olarak okur. “Adlandırılamaz bir vaka” olarak değerlendirdiği 11 Eylül’ü, gerçek ve simgesel intiharlar arasında sorgulayan Derrida, 11 Eylül’ü yapan teröristleri de Soğuk Savaş’tan itibaren tarihsel bir dizge uyarınca inceler. Derrida’ya göre Sovyet işgali altındaki bölgelerdeki unsurlara, Sovyetlere karşı bir savunma mekanizması dahilinde silah yardımı yapan ABD, devamında bu teröristlere verdiği silahlar ile vurularak, kendisine yönelik zarar mekanizmasını da ateşlemiştir. ABD, temellerini oturttuğu gelecek anlatısıyla varlığını sürdürürken, kendi savunma mekanizması aracılığıyla kendisini tahrip ederek “gelecek anlatısını” zora sokmuştur. Bu, Derrida için dünün, bugünün ve yarının yapı-sökümüdür. Bu saldırının yarattıklarıyla, “öteki”, “eğitilen ve sonra saldıran öteki/terörist”, “ötekiyle yaşam”, “tolerans” ve “sorumluluk” gibi nosyonların izleğinin değişimi de Derrida’nın terörizm anlatısının ana bileşenlerindendir. Derrida, terörün öncesiyle ve sonrasıyla “birlikte yaşam” için ne denli bir kriz olduğunu farklı kavramlar aracılığıyla deklare eder. Bu, Derrida’nın Metafizik ve Şiddet’te oluşturduğu “başka bir Levinasçı okumanın” güncel bir yansımasıdır.

Habermas’ın terör okuması da ulaştığı noktalar itibariyle Derrida ile özdeşlikler taşısa da yaklaşımsal farklılıkları beraberinde getirir. Habermas, terörü en başta “iletişim” için ciddi bir problem olarak tanımlar. Habermas’a göre terörün eylemsel amacı, bir ülkeyi yıkmak veya egemenlik sahasını fiziksel olarak yok etmek değildir; terör “tedirginlik”, “kutuplaştırma” ve “korkuyu” sağlam temelli devlet yapılarının, “iletişimsel kırılganlığından” faydalanmak üzere araçsallaştırır. Çünkü, toplumların kimliksel bilinçleri, birlikte yaşam pratikleri ve ortak yaşam havuzundaki motivasyonları günümüzde oldukça hassaslaşmıştır. Bu yüzden Habermas, terörü politik sonuçlarının yanında iletişimsel sonuçları da olan bir edim olarak göz önüne alır. Aynı zamanda, Habermas ve Derrida’nın medya üzerindeki sorgulamaları ortaktır: Habermas da Derrida gibi “Medyanın olanlara reaksiyonu, tam da terörün istediği türden bir şey mi?” sorusunu sorar. Bu terörün merkezsizliğine ve neyden nasıl faydalanabileceğine yönelik karmaşanın bir başka ifadesidir. Bununla beraber Habermas, terörle mücadelenin zorluğuna dikkat çeker. Şebekeleşmesini okumanın neredeyse imkansız olduğu terörizme alenen savaş ilan eden Başkan Bush’u da eleştiren Habermas, terörizm pratiğinin karmaşıklığını, ideolojik normlarının belirsizliğini, etkileme ve etkinlenme mekanizmalarının bulanıklığını, iletişimsel bir felsefe üzerinden okumaya devam eder. Onun iletişim ve enformatik üzerine çalıştığı tüm bu karmaşık şemalar, Adorno’yu ve negatif diyalektiğini hatırlatacak türdendir. Frankfurt Okulu’nun, üretim araçlarındaki değişime dair kapsamlı okumasının, iletişim imkanları üzerinde özelleşen bu hali, Adornocu anlamda birey-kimlik-toplum ilişkisine getirilmiş verimli eklemelerdir ve Adorno’nun -daha geniş anlamıyla Frankfurt Okulunun- aktüel bir okumasını mümkün kılar.  Habermas’ın “enformasyon ve şiddet”- “medya ve etik” ikililerine dair yorumları, toplumsal alanda (sphere) ve toplumun içinde terörün nasıl okunduğunun kavranmasıyla açıklık kazanır. Habermas, terörün medya eliyle nasıl küresel bir dolaşıma sokulduğunu anımsatır ve Amerikan toplumunun/siyasetinin sloganistleşen tepkisine dikkat çeker. Habermas, bireylerin ifade ve iletişim faaliyetlerinin demokratik kazanımlar neticesinde garanti altına alındığını vurgular, terörizmin, demokratik kazanımdan menfaat devşirmek noktasında kritik bir engel olduğunu hatırlatan Habermas, II. Dünya Savaşından sonra şiddetle ilgili hafızası kökten değişen Avrupa toplumu üzerinden, ABD’yi de içine dahil eden tüm Batılı bileşenler için alternatifler sunar.

Sonuç olarak baktığımızda, iki filozofun da terörün “yarın beraber yaşamamızı zorlaştıracağına” dair endişeleri ortaklaşır. Ötekiyle yaşam konusundaki kriz, her iki filozof için de terörden sonra yaşamın şekline dair ortak bir sorundur. İki filozof da etkilendikleri isimlerin felsefelerinin, terörden sonra nasıl okunacağına dair kapsamlı portreler çizer, Levinas ve Adorno’nun II. Dünya Savaşı-Aydınlanma perspektifinde ortaklaşan düşüncesi, Habermas-Derrida ikilisinde 11 Eylül-Modernite ilişkisi bağlamında benzerlik gösterir. Bu dört filozofun birbiriyle ilişkisi de Avrupa-merkezcilik bağlamında sorgulanmaya açıktır. Derrida ve Habermas’ın tarihsel okumalarında yola çıktığı kavramlar ve ilişki dinamiklerine yaklaşımları farklılık gösterse de iki filozofun “Terörden Sonra Yaşama” bakış açısı paraleldir. Dört filozofun arasındaki ilişkiye dair önemli analizlerden birisi, sıkça dile getirilen Levinas-Adorno ilişkisine, öncesinde Derrida ve Adorno’nun kökenlerindeki benzerlikten bahsettikten sonra Habermas’ın işin içine Derrida’yı da katarak eklediği yorumdur: “Scholem, Adorno için bir mesele olarak kaldığında, Levinas, Derrida için bir otoriteydi.” Habermas’ın da ima ettiği üzere Levinas, Adorno, Derrida ve kendisi, kıta felsefesinin ayrı uçlarındaki düşünürler değil, aynı meselelerin farklı kavramsal okumalarının zengin ve neticede uzlaşan örnekleridir.

Kaynakça:

Adorno, Theodor, Minimia Moralia, çev. Orhan Koçak ve Ahmet Doğukan, İstanbul: Metis, 2000

Borradori, Giovanna, Terör Günlerinde Felsefe: Hürgen Habermas ve Jacques Derrida ile Diyaloglar, çev. Emre Barca, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2008

Critchley, Simon, Remarks on Derrida and Habermas, Constellations Volume 7, Number 4

Demirovic, Alex, Eleştirel Toplum Teorisi ve Toplum, çev. Muharrem Açıkgöz, felsefelogos, 53

Derrida Jacques, Şiddet ve Metafizik, çev. Zeynep Direk, Cogito, 48

O’Byrne, Anne, Book Reviews: Philosophy in a Time of Terror, Continental Philosophy Review 36

Payne, Michael ve Schaad, John (ed.), Teoriden Sonra Hayat, çev. Ebru Kılıç, İstanbul: Agora Kitaplığı, 2004

Scheuerman, William, Global Governance without Global Government? Habermas on Postnational Democracy, Political Theory Volume 36 Number 1

Smith, Nick, Adorno vs. Levinas: Evaluating points of contention, Continental Philosophy Review, 40

Thomassen, Lasse (ed.), The Derrida-Habermas Reader, Chicago: The University of Chicago Press, 2006

Visker, Rudi, Dis-possessed: How to remain silent ‘after’ Levinas, Man and World, 29

Default image
Emin Aslan Özbek
Boğaziçi Üniversitesi - Felsefe