Lou Andreas-Salomé Portresi

Salomé’nin hikayesi aslında insanlığın başının belası eril tarih mitinin biraz da magazin sosuyla servis edilmesinden ibaret olmuştur her zaman. En aklı başında bildiğimiz kalemlerin bile mutlaka ucundan da olsa bu magazin bataklığına girmesi asıl bilmemiz, görmemiz gerekene her zaman engel olmuştur.

Salomé,,. Adem’le eşit olmak için şeytanla işbirliği yapan Lilith’tir. Cennetten kovulduktan sonra erkeğin kaburgasından yaratılan Havva’nın yaratılma sebebidir. Sonunda o da yasak elmayı yedirerek tüm insanlığın cennetten kovulmasına sebep olmuştur. Eril tahakkümün, patriyarkanın Salomé, konusunda nasıl kodlandırıldığını buradan okuyabiliriz. Bu yüzden Salomé, denince akla hemen Nietzsche’yi ağlatan, Freud’u yerle bir eden ve daha nice entelektüel erkeğin egolarını alaşağı eden kadın gelir.

Halbuki Salomé, yaşadığı yüzyılın önde gelen düşünen, sorgulayan, üreten, şair-yazar, felsefeci ve psikanalistiydi. Modern anlamda “feminist” olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla kuşaklar boyu feministler için bir rol model oldu.

”Sizin geçiş dediğiniz şey nedir? Eğer bunun arkasında onun için bu dünyadaki en harika şeyi yani özgürlüğü terk etmek gibi bir art amaç varsa, o zaman ben hep geçişe saplanıp kalmak istiyorum; çünkü vazgeçmiyorum.”

Özgürlük tutkusunu her fırsatta en kendine has tarzıyla anlatan, kitaplarıyla, makaleleriyle, öğretileriyle düşünsel dünyaya kattıklarıyla değil de başkalarının gözünde hep birinin aşığı gibi anlatılan Salomé, ataerkil tarihin en çok bahsedip hakkında hiçbir elle tutulur bilgi vermediği kadınların başında geliyor.

Annesi ev partilerinin müptelası bir burjuva, babası ise Rus ordusunda general olan genç Salomé, bu iç çatışmalardan beslenmiş, kendini daha önce kimsenin yürümediği bir yolda bulmuştu. Ülkesinde kadınların yüksek öğrenim görmesi yasak olduğu için 19 yaşında Zürih Üniversitesi’ne gitti ve burada teoloji, sanat ve felsefe eğitimi aldı. Günden güne büyüyen bir dehanın ayak seslerini ilk duyan Nietzsche oldu. Basel’de profesörlüğünün son yıllarında Salomé’nin farkına varan Nietzsche ondan etkilendi ve onunla irtibat kurmanın yollarını aradı. Bu da çok zor olmadı çünkü Nietzsche döneminin en önemli klasik bilimcisiydi. Salomé’den fiziksel olarak da etkilenen Nietzsche ile bunun elbette farkına varacak kadar akıllı bir kadın olan Salomé bu bağı koparıp atmamış, aralarındaki entelektüel ilişkiyi sürdürmüştür. Nietzsche’nin evlilik teklifini reddetmiştir. Evliliğe karşıdır çünkü evliliğin ve cinselliğin arkadaşlığı, sevgiyi öldürdüğünü savunur.

Salomé, romanlarını bu dönemde yazmaya başlamıştır. ‘Arayışlar’ ile ‘Feniçka’ feminist edebiyatın ilk örneklerinden olarak nitelemek hiç de abartılı olmaz. Zira iki kitapta da Salomé, kadınların kendini var etme mücadelesine odaklanır.

‘Arayışlar’ın anlatıcı kadını Adine ressamdır. Paris’te atölyesinin açılışında 17 yaşındayken âşık olduğu Benno’dan bir mektup alır. Benno, Adine’nin ‘fazlasıyla özgür’ yaşama biçiminden huzursuz olmuş ve dedikodulara karşı uyarmak istemiştir mektubunda. Evliliği reddetmiş ve sanatçı olmayı tercih etmiş olsa da Adine, bir kadın ve âşık olarak çalkantılı bir ruh haline sahiptir. Sonunda, yıllar önce kendisini terk etmiş olan Benno’yu bu kez kendisi terk eder. Çünkü Benno, ateşli bir âşık olsa da onun arzuladığı yaşama biçimine uzaktır. Üstelik görüşmedikleri zaman diliminde Benno, Adine’e yetişme telaşıyla felsefe, edebiyat ve tarih gibi konularda kendini yetiştirmeye çalışmış olması, etrafında kendisine âşık kadınların olmasına rağmen. Kitabın sonlarına doğru şöyle diyecektir: “Yine de yaşamım boyunca asla, beni dize gelmeye zorlayacak veya Benno’nun az önce farkına varmadan denediği gibi, benzer bir biçimde birey oluşumu ayaklar altına almaya kalkacak bir erkeğin sevgisini taşımazdım.”

Fransa’da başlayıp Rusya’da biten bu öykü feminist ve psikanalist yazarın evlilik, ilişkiler, çelişkiler, tek eşlilik ve çok eşlilik üzerine yorumlarıyla/tahlilleriyle dolu okunması gereken bir eserdir. Salome’nin  tutkusunun ikili ilişkilerinin ne denli üzerinde olduğunu, birey olmanın vermiş olduğu ihtirasla nasıl yanıp tutuştuğunu ve bu uğurda hayatındaki her şeyden vazgeçebildiğini gösteren bir ipucudur aslında.

Salomé, ‘Feniçka’ adlı yapıtında ise yine geleneksel olana, kabul görmüş kadın erkek ilişkisine başkaldıran bir kadını anlatır. Max Werner, yakınlarının Fenya ya da Feniçka diye seslendiği genç kadınla Paris’te tanışır. Rus kadın Avrupa’da eğitim görmüştür ve özellikle kadın erkek ilişkilerine dair fikirleriyle daha ilk tanışmalarında Max Werner’i şaşırtır, hatta geleneklere bağlılığı nedeniyle kızdırır. Birlikte zaman geçirdikleri, değişik konularda tartıştıkları ilk gecenin sonu tatsız biter. Werner, özgür düşüncelerinden dolayı karşılık vereceğini düşündüğü Feniçka’yı öpmeye kalkmıştır ve hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaşmıştır.

Bir dahaki buluşmaları bir tesadüfle Rusya’da gerçekleşir. Burada yaklaşık 15 gün kalan Werner, Feniçka ile dost olur. Rusya’da geçen zaman içinde yine değişik konularda tartışma olanağı bulurlar. Werner’in tutucu düşünceleri, Feniçka’nın özgür düşünceleri doğrultusunda evrilmeye başlar. Ancak bu da kolay olmaz elbette. Feniçka arzuladığı yaşama biçimini hayata geçirirken güçlükler yaşar. Âşık olduğu adam, aşklarını açıkça yaşamak ve Feniçka ile evlenmek ister. Hakkında çıkan dedikodulara pek aldırmayan Feniçka, evlilik teklifi karşısında afallar. Feniçka, evlendiği takdirde hayatının sıradanlaşacağının farkındadır. Evlenip sıradan bir ev kadını olmaktansa dar gelirli bir öğretmen ama özgür bir kadın olmayı tercih edecektir. “Fenya’nın dinginlik içindeki düşünceleri, ancak evlilik teklifi geldiğinde bir anda karıştı, onu kendine getirdi ve netlik kazandı.”

Feniçka, tıpkı Adine gibi verdiği karardan sonra sarsılarak ağlayacaktır hikâyenin sonunda. Bu gözyaşlarının ardından gelen huzur ile Salomé, kadının özgürlüğüne giden yolun sarsıcı olduğunu altını çizer. Bu öykü Feniçka’ya benzer şekilde feodalizm ve erkek egemenliğinin edebi ve psikanaliz kuramda bir taşlanmasıdır. Yani Salomé’nin personası ve savunduğu idealleri bu romanlarda ruh bulmuştur diyebiliriz.

Tabii bu feminist edebiyat örnekleri Salomé’nin feminist olduğunu söylememize yeter mi, tartışılır. Günümüzün yaşayan en önemli kadın filozoflarından olan Geneviève Fraisse ile genç düşünür Géraldine Mosna-Savoye, Salomé hakkında çok önemli bir söyleşi gerçekleştirmiştir. Fraisse’e göre Salomé feminist değil, dominatrix hiç değil (Ree ve Nietzsche’nin at arabalı fotoğrafında kırbaçla verdiği poz’u kastediyor) bir poster kızı hiç değildir. Ona göre, Lou Andreas-Salomé’nin erkeklerle kendi tarzınca bir eşitlik yarattığını söylemek mümkündür.
Meraklıları için, söyleşi şu şekilde devam ediyor: Lou Andreas-Salomé’nin Eros ve Feminizmi Üzerine

Bu sırada takıntılı aşığı Nietzsche hayırdan anlamayan ısrarcı bir erkek gibi evlilik teklifi reddedilmiş olsa bile tekrarlar. Ve daha sert bir red alan Nietzsche bengi dönüşünü bulacağı Alplere, Sils Maria’ya gider.

Salomé bu yaşananların hemen ardından bir gün Nietzsche’den habersiz, Doktor Josef Breuer’e gelir. “Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin.” der. Breuer’e geldiğinde bu kez onun farkına varan isim ise yakın dostu, Psikanalizin babası Freud olacaktır. Breuer, Freud’a mektuplarında Salomé ve onun uçsuz bucaksız dehasından bahseder ve yıllar sonra bu ikilinin yollarının kesişmesinde büyük rol oynar.

“Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu kadar zor olması ne tuhaftı.”

Yaşadıkları dönem itibariyle erkek cinsiyetli bir dünyada bir kadının elde etmek istedikleri için göstermesi gereken çaba, insanüstü bir çabaydı. Toplum ve din ekseninde kadının bir köleden, bir çocuk doğurma makinesinden farkı yoktu. Salomé‘nin yaptıklarının yüceliği tam olarak burada gizli. Tüm tabuları, geleneksel kodları elinin tersiyle itip burnunun dikine büyük bir cesaretle giderek ona dikte edilen dünyada değil onun yaşamak istediği dünyada yaşamış ve bu da tarihsel bir linci başlatmıştır, esasında bu lincin bir sebebi de Nietzsche’yi reddetmesidir.

Özellikle Irvin Yalom’un “Nietzsche Ağladığında” adlı kitabında entelektüel, erkekleri önce baştan çıkaran sonra onlarla oyun oynayarak akıl sağlıklarını yitirmelerine neden olan kadının Salomé olarak anılmasının da, onun tarihsel imajını iyi etkilemediğini görüyoruz.

Salomé‘nin arkasında kırık kalpler bıraktığı narsisizm ve özgürlük tutkusuyla perçinlenmiş hayatında şair Rilke’ye neden bu kadar teslim olduğu da bence cevaplanamamış bir sorudur. Şahsi fikrim; yaşamı boyunca reddettiği bir tahakkümün bastırdığı bir durumun açığa çıkmasıyla kendini bu genç adama kaptırmış olsa gerek. Bu kısım önemli değil önemli olan Rilke’nin Salomé‘nin üzerinde yarattığı etki ve ona Freud’la kesişen yolu açtığıydı.

Salomé’nin psikolojiye olan ilgisi ise 50 yaşına geldiğinde başlamıştır. Weimar Psiko-Analitik Kongresi’ne katılarak bu yolda en önemli adımını attığı bu dönemde Salomé’nin izlediği yol, onu Sigmund Freud’a çıkartmıştır. Böylece Salomé, Freud’a tanışmak ve onun psikanaliz üzerindeki engin bilgilerinden yararlanmak istediğine dair mektuplar yazmaya başlamıştır. Bu ikili 25 yıl kadar mesleki konularda mektuplaşmışlardır ki bunların büyük bir kısmını narsisizm konusu oluşturur.

Özneyle uğraşmayı özel tutkusu haline getiren Salomé’nin bu dönemki çalışmalarından ortaya en tanınmış ve en özgün yapımı “Erotik” çıkmıştır. Erkek ve kadın arasındaki aşk üzerine yazılan dört makaleden oluşan bu eserde, Salomé, aşkın bir erkeğe ya da kadına yönelik olmadığı tezini ortaya atmıştır. Salomé’ye göre: “Sevgi içinde biz, sandığımız gibi başkasıyla dolu değiliz. Kendimizle, kendi durumumuzla doluyuzdur. Biz başkasına değil kendimize sarılıyoruzdur. Aşk kendi ölümüne çabalar. Aşk bu amaçtan vazgeçerse, gerçekleşmemiş bir çaba olarak yaşar.”

Freud ile ilişkileri ise söylenenlerin aksine daha çok bir öğretmen-öğrenci ilişkisi olmuştur. Freud’un Salomé’nin ölümünden sonra ona olan hayranlığını belirttiği cümlelerinden aşk dedikoduları çıkartmak ise büyük bir talihsizliktir. Ayrıca belki de Salomé’u en iyi anlayan erkek olduğunu şu sözleriyle de göstermiştir: “Korkunç bir zeka… Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.” Zira Salomé’de yaşamını “doğal kuvvetlerin işleyişine benzer bir zorunluluk duygusunun” yönettiğini söylemişti ama aslında zorunluluk adını verdiği bu duygu, onun özgüveninden başka bir şey değildi. O özgüven Salomé’nin karakteri olmuş ve hayatı boyunca önüne çıkan tüm tabuları yerle bir etmiş tarihin en güçlü karakterlerinden biri olmuştu.

Salomé belki de tarihin en çok haksızlık yapılan kadınlarından biridir. Hayatı boyunca onu şeytanlaştıran davranışlarında ne bir narsisizm, ne de bir art niyet vardır. Salomé, sadece döneminin çok ilerisindedir. Daha kadınların söz hakkının bile tam olmadığı dönemlerde, Salomé karşısına çıkan erkekleri reddetmiş ve kendisinin bir birey olduğunu ve kendisiyle mutlu olduğunu insanlara o baş döndüren özgüveni ile göstererek dönemin tabularını yıkmıştır. Bu da, onun hayatındaki erkeklerin özgüvenlerini kaybetmelerine neden olarak, onu şeytanlaştırmalarına yol açmıştır. Salomé kendini “ben” olarak tanımlayabilen, hayatın karşısında tüm bencillikleriyle durabilen, yaşamı “kendi ideal durumlarına” göre yaşayabilen ender kadınlardan biridir. Onun etrafındaki erkeklerin onu şeytanlaştırmasının nedeni, onun dönemin koşullarında, hayatın karşısında sadece “kendi ideal durumuna” kendi konforlarına göre, başka bir şeye örneğin bir erkeğe bağlı olmaksızın, yaşama cesaretini göstermesinden kaynaklanmıştır.

Kısacası Salomé dönemin tüm dinamiklerine ve ataerkil düzene meydan okumuştur, bir kitabında “Anılara bağlı kalırım ancak bir erkeğe asla bağlı kalmam.” diyerek erkekleri adeta objeleştirmiş ve bu meydan okumayı da kanıtlamıştır. O, birilerinin sevgilisi ya da arkadaşı olmamış, bağımsız bir insan, düşünür ve yazar olarak hayata gözlerini yummuştur. Salome bu yersiz linci değil, saygıyı hak eder. Burada insan Salomé bir erkek olsaydı da insanlar onu böyle adlandırır mıydı?’ diye düşünmeden edemiyor. Giacomo Girolamo Casanova’nın türlü entrikalar çevirerek yaşadığı hayatını anlattığı anılar kitabı sükse yaparken Salomé’nin başına gelenleri bir teraziye koyduğumuzda dünyanın hala kadınlar için ne kadar handikaplı bir yer olduğunu görmek mümkün. Bir gün gerçek anlamda kadın ve erkeğin eşit olduğunu görebildiğimiz bir dünyada yaşamak ümidiyle.

Kaynakça 

1) Lou Andreas-Salomé: éros et féminisme”, entretien avec Géraldine Mosna-Savoye [Interview by G. Fraisse & G. Mosna-Savoye]. (n.d.). France Culture.

2) Andreas-Salome, L. (2017). The Erotic. Routledge.

3) Lou Andreas-Salomé. (n.d.). Retrieved November 21, 2020, from https://www.britannica.com/biography/Lou-Andreas-Salome

Default image
Volkan Arslan