Liberalizm Popülizme Nasıl Zemin Hazırlar?

Liberalizm, memnuniyetsizliğin demokratik parti politikalarıyla tatmin edici biçimde ifade edilememesine sebep olduğu sürece popülizmler yeşermeye devam edecektir.

‘Popülizm’ terimi, çeşitli ve hatta çelişkili, bir dizi siyasi eğilimi tanımlamak için kullanılır. Örneğin; Bernie Sanders ve Jeremy Corbyn gibi sol eğilimli populistler, Donald Trump ve Nigel Farage gibi de sağ eğilimli popülister vardır. Veya Hindistan’daki Narendra Modi ve Türkiye’deki Recep Tayyip Erdoğan küreselleşmeci popülizme, Polonya’daki Andrzej Duda ile Macaristan’daki Viktor Orban küreselleşme karşıtı popülizme örneklerdir. Tarihsel popülizm de kendi içinde farklılaşır; 19. yüzyıl ortalarındaki Rus Narodnikleri ve 1892’de kurulan American People’s Party kır endeksliyken Arjantin’daki Peronizm kentli işçi sınıfına eğilmekteydi.

Eğer popülistlerin siyasi konumlanmalarına odaklanırsak, “çağdaş popülizm” kavramına tek bir tanım getirmemiz imkansız hale gelir. Ancak bunun yerine onların yapısal nedenlerine odaklanırsak kapsamlı ve bileşik bir yaklaşım getirmemiz mümkün olabilir.

Örneğin Brexit’i harekete geçiren popülizmi ele alalım: Brexit’in altında yatan asıl nedenin işçi sınıfının, özellikle Midlands ve İngiltere’nin kuzeyindeki endrüstrisizleştirilmiş topluluklarda, memnuniyetsiz olduğu ifadesi doğru olsa da bu yaklaşım eksik durmaktadır. Bir ulusun içerisindeki nüfusun büyük bir kısmının kendisini uluslarüstü bir yapı olan Avrupa Birliği’nden ayırmak istemesine asıl manada neyin yol açtığı tartışması üzerine birçok yazı kaleme alındı. Bu tanıdık ve can sıkıcı soruyu tekrar etmek yerine konuyu derinleştirecek başka bir soru soralım: En başta, Britanya’nın emekçileri neden uluslarüstü bir yapının parçası olmak istesin? Bundan ne çıkarları vardır?

İlk olarak Nottingham’da ya da Thames Estuary’de yaşayan bir işçinin bu soruyu, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda İngiliz hükümetinin benimsediği eğitim, sağlık, barınma vb. konularındaki sosyal güvenlik ağlarını ve kamu politikaları düşünerek sorduğunu varsayalım. Soru şu şekilde olsun: “Bu politikalar kimin nezdinde hazırlandı?” Şöyle cevap alacaklardır: “Halkın nezdinde.” Daha sonra farz edelim ki “bu tür politikalar üzerinde uluslarüstü bir çerçeve tasarlamaya yönelik kayda değer bir çaba olup olmadığını” soruyorlar; peki ya uluslarüstü bir alanda refah dağılımını yönetecek bir mekanizma neye benzeyecekti?

Eğer Britanya’da çalışan kesimin memnuniyetsizliğinin ardında bu sorular yatıyorsa o zaman sözlükte “elitlerin sıradan insanlar tarafından reddi” (bu konu özelinde kendilerini Brüksel’de konumlandıran politika ve finans elitleri) olarak tanımlanan popülizmin aslında iyi bir yanıyla karşılaşmalıyız.

Lakin bu yaklaşım, mevcut fırsatlara ve “ulusal” kültüre tehdit olarak algılanan göçmenlere karşı oldukça mantıksız ve ksenofobik tutumlara yol açtı. Bu bir çıkarsama hatasıydı: kuvvetli sezgilerden meydana gelen zayıf çıkarımlardı.

Bu sefer hem popülist yabancı düşmanlığını onaylamayan hem de Trump ve destekçilerinin irrasyonel popülist iklim değişikliği reddine itiraz eden, liberal popülizm eleştirmenlerinin bir başka (görünüşte oldukça ilgisiz) başarısız çıkarımını ortaya koyalım. Naomi Klein’ın ve diğer birçok yorumcunun savunduğu gibi, iklim krizini bildiğimiz şekliyle kapitalizmin sonunu getirecek değişiklikler doğurmadan yeterince ele almanın bir yolu yok. Ancak hiçbir liberal iklim değişikliği meselesini reddedenlere karşı kendi yaptıkları eleştirilerden bu çıkarsamayı yapmadı. Öyleyse şu soru sormalıyız: Neden bir popülist iklim değişikliği retçisi bir liberale göre daha irrasyonel oluyor? Eğer p (ciddi bir çevre krizi var) q’yu gerektiriyorsa (sadece kapitalizmin radikal bir revizyonu onu ele almak için yeterli oluyor), neden p’yi reddetmek p’nin q’yu gerektirdiğini reddetmekten daha irrasyonel?

Bu başarısız çıkarsamaların liberal eleştiri hakkında ortaya koyduğu bir şey var. İlk çıkarsamada liberaller, çıkarıma (ksenofobi) haklı olarak oldukça eleştireller ama önermeye (uluslarüstü bir yapının idealine olan oldukça kuvvetli şüphecilik) hiç sempatik bakmıyorlar. İkinci çıkarsamada liberaller, insan kaynaklı iklim krizi önermesini inkar edenlere karşı haklı olarak oldukça eleştireller ama çıkarımı, kapitalizmi dönüştürme ihtiyacını, kabullenmiyorlar. Peki bunun izahı nedir?

Cevap oldukça aşikâr. Liberallerin eleştirel cevapları, günümüz küreselleşmiş finans kapitalizmine hiçbir temel eleştiri getirmeyen konularla sınırlıdır. Böyle eleştiriler yapıldığında ise liberaller onaylarını esirgiyorlar.

Bu oldukça önemli bir nokta. Günümüzde gördüğümüz farklı popülizmler arasında ortak nokta bulmanın bir yolunun, onların ortaya çıkmasının altında yatan nedensel koşulların incelenmesi olduğunu söyleyerek başladım ve birçoklarının işaret ettiği üzere, bu nedenlerden biri işçi sınıfına dair sorunlardır. Ancak genelde gözden kaçan şudur: Hem ABD’de hem de Birleşik Krallık’ta, Donald Trump ve sağcı Brexit’çiler hakkında sürekli bir histerinin oluşmasını sağlayıp, sol için Obama veya Blair’in İşçi Partisi gibi ortodoks seçeneklere dönüşün tek gerçekçi ve seçim kazandırabilen tercihler olduğunu temin etmek, liberalizmin işlevi haline gelmiştir.

2016 referandumundan sonra, birçok liberal yazdıkları makalelerle, “Cameron’ın kırdığı pot” olan Brexit için referandum düzenleme çağrısı yapmışlardı ve plebisitleri aşırı demokratik bir refleks olarak ilan etmişlerdi, oysa aklı başında demokrasiler bu durumu rutin dört yılda veya beş yılda bir yapılan seçimlere bırakırdı.

Bütün bunlar, Atlas Okyanusu’nun iki yanındaki liberal elitlerin uzun süredir, demokratik parti politikaları üzerinden derin sosyal değişimlere yol açma olasılığının ciddi bir düzeye gelmemesine sebep oldukları gerçeğini gözden kaçırmaktadırlar. Bu durum çalışan kesimi o denli hayal kırıklığına uğrattı ki birçoğu genel seçimlerde oy vermeye dahi tenezzül etmedi. Ancak Brexit referandumunun, seslerinin gerçekten duyulacağı bir fırsat sunduğunu gördüklerinde, kitleler halinde oy kullandılar (2016 referandumunda katılım oranı yüzde 72.2’ydi).

Bu, popülizm hakkındaki liberal endişenin sadece kitle siyasetiyle ilgili olmadığı, ayrıca popülizmin yükselmesine sebebiyet veren memnuniyetsizliğin ve bu memnuniyetsizliğin çözümü için ne gerektiğinin hakiki olarak anlaşılmasının nasıl saptırılacağı ile ilgili olduğu anlamına gelir. Liberalizmin aleni ve bilinçli rolü, demokrasilerin sermayeyi (yıkmak bir kenara) kısıtlaması hakkında temel sorular soracağı kavramsal araçlara sahip olmasına izin vermemektir.

Sonuç olarak, sıradan işçi kesiminin derinden hissettiği memnuniyetsizliği ifade edeceği bir merci, siyasal zeitgeist içinde bulunmamaktadır. Talihsiz şekilde, kullanabilecekleri hangi yol varsa o tarafa dönmeleri şaşırtıcı değildir: muhteşem şekilde farklı bir zeitgeist vaadi veren ulusalcı, faşizan, demagoji metotlarının grotesk formları… Tüm oyunun hileli olduğunu hissettikleri için, oyunun oynandığı masayı ters çevirmek istiyorlar.

Çağdaş popülizmin sadece işçi sınıfının maaşının artmamasından, kronik işsizlikten ve sözleşmeli veya yarı zamanlı istihdamın bozuk biçimlerinden kaynaklı maddi çaresizlikten dolayı ortaya çıkmadığı görülebilir. Aynı zamanda çağdaş popülizm, kapitalizmin şu anki neoliberal ve finansal düzlemde küresel fazındaki salınımını eleştirmek ve siyasal olarak muhalefet etmek için gerekli olan siyasal kültürümüzdeki kavramsal alan eksikliğine karşı bir tepkidir.

Frederic Jameson şöyle yazmıştır: “Dünyanın sonunu hayal etmek, kapitalizmin sonunu hayal etmekten daha kolaydır.” Liberalizmin hayal gücümüzü inatla kısıtlaması, çalışan kesimin kapitalizm altında kronik olarak acı çekmesiyle birleştiğinde, günümüzün çeşitli ve sıklıkla çelişkili popülizmleri için arka plan sağlamaktadır.

Yazar: Akeel Bilgrami

Makalenin orijinali: https://www.newstatesman.com/international/2020/11/how-liberalism-paves-way-populism

Paylaş:
Default image
Ekin Kaplan
ODTÜ - Biyoloji Doktora Öğrencisi