Kampüsün Psikocoğrafyası: Kavaklık

Kavaklık konumu itibarıyla ODTÜ yerleşkesi dâhilinde bulunan bir alandır. Bir sene öncesine kadar, okulun öğrencileri de dâhil birçoğumuz için çok da duyulan bir isim değildi. Muktedir kendi rasyonalitesini dayatarak KYK yurdu inşa etmek için bölgedeki ağaçları kestirdiğinde, Kavaklık da güncel anlamına kavuşmuş oldu. 

Bu noktada okuduğunuz bu yazıyı bir gündem metni olarak yazıyorum. Lakin bunun nasıl ve ne bakımdan bir gündem olduğunu soranlar olabilir. Kavaklık meselesi, nerede veya ne zaman gündem olmuştur? Ve kimin gündemidir?

Bir tarih ya da nicel değer paylaşımında bulunmayı tercih etmeyeceğim. Belki de “az bilinen gündem” ya da “öteki gündem” diye adlandırmamız yeterli olacaktır.   Bu içerikte daha önce de metapolitika bağlamında izah ettiğimiz şekilde politikanın kendisini tartışma idealini yansıtmaya gayret edeceğim. Bu yolla toplumsal ilişkilerin  mekânsallaşmasını ve bir mekânın siyasetini oluşturma girişimini sizlere sunacağım. Öyleyse; bu açıkça bir gündem girişimidir, başka deyişle de gündemi siyasallaştırma emelidir.

Belirtmeliyim ki söylemler değişse de temel maksat siyasal üretimdir ve bu üretimin sunulmasıdır.  ODTÜ Kavaklık deneyimi baskın yönüyle egemen pratik ile direniş pratiğinin karşılaşmasının bir tezahürü olarak karşımıza çıkmıştır. Karamsarlığı ve mutluluk arayışını reddedenlerin gündemi olarak çıkagelmiştir. İçkin şekilde siyaset mekanizmalarına ve siyaset ihtimallerine dair bize örnekler sunmuştur. 

Dedik ki; metapolitika, siyasetin kendisiyle ilgili konuşur. Araçsallaştırıcı perspektifi reddeder ve onunla inceleme yapmanın ötesini hedefler. Kurumsallaşmış burjuva siyaseti ihtimal içerisindeki birçok siyaset mekânını –ya da onların- dil ve eylem seçeneklerini dışlamaktadır. Biz ise dışlama ve kapsama mekanizmalarının kendisini irdeleme konusunda oldukça muayyen durumdayız.  ODTÜ Kavaklık’ın  “siyasette mekânsallaşma” adına önemli bir örneği sunduğuna inanıyorum. Üniversitenin süregelen ve kendi içindeki dönüşüm pratiklerini de içeren siyaset kültürüne dair emareler içerdiğini söylemeliyiz. 

Ortaya koymak istediğim kavramsallık üretilebilir olma niteliğindeki mekânın, yaşamın unsurlarından arındırılıp uzmanca üretilebilirliğini sorgulamaya yöneliktir. Bu bağlamda öznellik üretme ve dönüştürme kapasitesine işaret eder. ‘’Kent, her şeye rağmen kişilerarası olan nesnel bir niteliğe sahiptir’’ cümlesiyle ifade edilen öznellikler, bireyin yaratım sürecine katılmasını dışlamayan bir nesnelliğe aittir ve bu nesnellikten ayrık siyasal öznellik de bu sebeple işlevsiz bir metafiziğe saplanmamıza neden olacaktır.  O halde, mekân hem nesnel hem öznel olandır diyebiliriz. Bir diğer deyişle, kişilerarası niteliğinde olan mekân üretilebilir olduğu için hem nesnel hem özneldir. Bu önerme üzerinden ilerlediğimizde mekanik tarihe karşıt olan muhtelif izlerle karşılaşacağız. Tarihin mekanik dinamiklere sahip olduğu düşüncesiyle toplum, insan, ya da kent mühendisliği kalkışmalarına sık sık şahit oluyoruz. Bilimsel pratiklerin arka plandaki estetik, etik ve ideolojik tercihlerin etkinliğiyle icra edilebildiğini hatırlamalıyız. Bir mekânı tasarlamak ve ona değer biçmek salt bilimsel aktivite formuna sahip değildir. Öyleyse uzman pratiğinin tekilliği yerine estetik, etik ve ideolojik pratikler çoğulluğunu koymalıyız. Kavaklık İnisiyatifi’nin ve eylemlere katılım gösteren diğerlerinin üstlendiği rol böylesi çoğul pratiklerin etkilerini taşıyor. Üretimin bu formu herhangi bir uzmanlık dalına devredilebilir nitelikte değildir. ODTÜ Baraka’nın şekillenme sürecinde elde edilen deneyimler ve geçmişte yol inşasına karşı geliştirilen direniş ruhu, Kavaklık’ta bir kez daha görünüm elde edebiliyor.  

Böylelikle yazının  çok mahalli haritası olanca akışkanlığıyla kendisini hissettirmiştir diye düşünüyorum. Bu aşamada yankı uyandırmadığı iddia edilen örneklere ilişkin belirgin bir eğilim olduğu sezinlenmiştir. Sorunu KYK yurdunun işlevselliğinin sorgulanmasıyla değil de inşa edilmesi tasarlanan yurdun kültürel ve  siyasal imgeleme etkileri üzerinden okumayı tercih etmekteyim. 

Bu bağlamda bir anımdan bahsetmek isterim: Seneler öncesiydi, muktedir okula adım attığında yapılması gerekenler konusunda kitle hemfikirdi. Bir çoğunluk vardı ve hemfikir olmuştu demiyorum. Kış mevsimi ortalarıydı, haberi aldığımızda hemfikir olan bir ‘’çoğunluk’’ oluşagelmişti. Bu, eylemin eğilimleri konusunda benzer reflekslere sahip toplulukların birliğiydi; çoğunluktan ziyade çoğulluk diyebiliriz. Arka planda forumlar, atölyeler ya da gösterimler gibi kesintisiz tartışma ve paylaşma süreçlerinin biçimleri bulunuyordu. Sadece proje ya da düşünce değil; öyle olduğu kadar kitleyle ontolojik ilişkiye sahip mekanizmaların veçhesiydi yaşananlar. Sonrasında kartopu savaşları başladı, kitle epey oyunbazdı.

İşte Kavaklık’a yöneltilen projeler kampüsün geçmişinden bağımsız şekilde değerlendirilmemelidir.  Mekânın mecazi kullanımı, yani metafizik bir unsura dönüşmesi, bir dışlama olasılığını beraberinde getirir. Onun tarafsız ve bu yüzden tekil olduğu yönündeki yanılgı siyasal imgelemi kısıtlayıcı niteliktedir. Mekân toplumsal ilişkiler ve etkileşimler yordamıyla üretilebilir. Dolayısıyla iktidarın uygulanabildiği, tarafsız olmayan bir aygıta dönüşebilme kapasitesini de barındırır. Ona ‘’doğası gereği’’ ebedileşmiş bir kimlik atfedersek iktidar ilişkileri bağlamında gerçekçi açıklamalar getirmek için gerekli araçlardan yoksun kalırız.   Siyasal kimlik, iktidar ve mekan/mekansallık ilişki halindeki üç kavramdır. Mekânın oluşumunda diyalektik süreçler ve çatışmalar kaçınılmaz olarak etkindir. Bu sebeple siyasal teoride kavram yoğun şekilde kapsanmaya başlanmıştır.  

Şimdi bu minvalde devam ederek  kavramsallaştırmayı sürdürelim; kentin belli belirsiz sapmaları olan psiko-coğrafi hatlara sahip olduğunu düşünebiliriz. Akademi ise yeni nüshalar kazanarak öğrenme ve kendini geliştirme muhiti olmaktan uzaklaşmaktadır, kolektif üretimin ve dönüşümün mekânı halini almaktadır. Kampüsün fiziksel varoluşu sahip olduğu kültürden ayrıştırılmamalıdır, zira kampüsün inşası uzmanlaşmış kurumların tekelinde değildir. Aksine, toplulukların inşası olarak yenilenmeye devam etmelidir.  Bu, fiziksel unsurların mutlaklaştırılması girişimine karşı bir yaratıcılık hamlesi biçiminde ortaya çıkacaktır. 

Mekân bir karmaşık ilişkiler paydasıdır, onu fiziksel sınırlarla değil de tinsel bir dinamizmle açıklamak yerinde olacaktır.  O, arzuların bedenler arası tinselliğe kavuştuğu tasavvurdur, bir nevi sınırsızlık halidir. İktidar tüm bunların karşısında gizlice veya açıkça bir kapanma stratejisinden yana saf tutacaktır. Oysa bu yerde kapanmanın bütün imkânlarına karşılık bilginin bireyci mülkiyeti yıkılabilir. Öyleyse unutmaya yüz tuttuğumuz eşitlikçilik ve evrensellik ilkeleri yeniden uğrak noktamız olabilir, elbette bu korkutucudur -iktidar açısından.- Kavaklık direnişi, bu yazıyı kaleme aldığım anda 285. gününe girmiş bulunuyor, bu vesileyle arkadaşlara selam olsun.  

Yatay ilişkilerle sürdürülmüş pratiklerden elde edilmiş deneyimleri paylaşma isteğindeydim. Tüm bunların antifaşist mücadele açısından ne kadar değerli olabileceğini öğrencilik yıllarım boyunca gözlemledim. Guy Debord duvara ‘’Asla çalışma!’’ yazarak sol siyasetteki yaygın retoriğin sürüklenmiş örneğini sunduğunda benzer bir eylemde bulunmuştu, ben de belirtmek isterim ki şiirlerimizin ve öykülerimizin mahallidir Kavaklık.

Görsel: Burçay Erçetin

Default image
Kerem Alpkaan Adakan
ODTÜ - Sosyoloji / İTÜ - Siyaset Çalışmaları MA